26 Kasım 2012 Pazartesi

LİTTLE MİSS SUNSHİNE -KÜÇÜK GÜNIŞIĞIM



Çok uzun zaman önce seyrettiğim bu filmin DVD'si geçti elime az önce.... İletişim sorunu yaşayan tipik bir Amerikan ailesinin trajikomik uzun yol hikayesini konu edinmişti film. Bu uzun yolculukta aile hiç olmadığı kadar iletişim kurmuştu birbiriyle. Çok gülmüştüm izlerken...Oysa filmi bir kere daha düşününce ağlanacak hallerine gülmüşüm meğer.

Sahi sadece Amerikan ailelerinin mi sorunu iletişimsizlik? Türk aile yapısı herşeyin konuşa konuşa halledilmesine müsade eder yapıda mı? Tabiki buna tek bir yanıt vermek imkansız.Her ailenin kendi kuralları, kendine has bir yapısı var. Hayat şartları, eğitim, ana-babaların alt yapıları belirliyor bu kuralları. Ancak  şunu şöyleyebilirim ki ben 'iletişim ' kelimesiyle büyümedim. Yani okullarımızda da ilkokuldan itibaren iletişin kurmak kurmak önemlidir, iletişim her ilişkinin gidişatını belirler gibi temel cümleler hatırlamıyorum.Müfredatta mı yoktu, iletişim yerine başka bir kelime mi kullanıldı hatırlayamadım. Belki de Türk milleti olarak iletişim yeteneğimize çok güvendik,  güvenilmeyecek gibi de değildi yani! Baba her zaman haklıdır, en son babalar duyar, anne terliği hedefi 12'den vurur, aman kimse duymasın, küçükler her lafa karışmaz, sen sus bakayım çok konuşma kendine sakla, boyundan büyük laflar etme....Bir kaç nesil işte bunlarla büyüdük, kimimiz daha şanslı kimimiz ise iyice bastırılmıştık bu konuda.  Ama pek çoğumuz sorunların  konuşularak halledilebileceğini çok sonra farkına vardık.Kendi evlerimizin anne babaları, kendi ilişkilerimizin kahramanları olunca, birşeyler ters gittiğinde sarıldığımız o kitaplarda iletişim eksikliğini gördük, terapistlere paralar döktük, karşımıza yine iletişim sorunu çıktı....Zerre suçlamadık kendimizi, çünkü biz aynı anda gazete okurken çocuğunu dinleyen, karısının gösterdiği birşeyi  maç izlerken üstün körü bakan, ütü yaparken çocuğunun ödevine yardım edebilen süper kahramanlardık... İletişimde neydi, saçımızı süpürge etmişken çocuğumuza,gençliğimizi vermişken O'na.
 
Oysa ne saç süpürge olurdu ne gençlik elden giderdi bir kahve eşliğinde mutlu musun bu hayattan diye sorabilseydik, içimizden geçenleri içimize atmak yerine karşımızdakine anlatabilseydik,  kozlarımızı salon penceresinin yanında,  o hep duran, fiskos masasının etrafında   paylaşabilseydik....Keşke yapabilseydik....

25 Kasım 2012 Pazar

BEBEKLE KİTAP FUARINA GİDİLİR Mİ?

                                                         Kitap fuarında biz....

Bebekle elalem dünya turuna çıkıyor da biz kitap fuarına mı gidemiycek mişiz pehhhh diyerek erkenden çıktık yola ancak Aksel'i doktora götürüp aşısını yaptırdık, kahvaltı ettik derken bir cumartesi saat 14:00 sularında TUYAP'a vardık. Aman Allahım o ne kalabalık, o ne insan seli....Gerçekten bu insanların hepsi  okuyor mu demeden edemedim....Biz nasıl olduysa arka kapıdan yani sanat eserlerinin olduğu bir salondan giriş yaptık, bu salon nispeten çok az ziyaretçinin olduğu bir alan. Ancak yayınevlerinin olduğu salonlara yaklaştıkca sakinlik yerini izdihama bıraktı. Aklımda almak istediğim 3-5 kitap vardı onların da kalabalıktan, Aksel'e hakim olma telaşından yayınevlerini unutunca istediğim hiçbir kitabı bulmak nasip olmadı. İndirim var mıydı derseniz evet her yayınevi %20 %25 civarında indirim yapmış ancak bu işte de üçkağıt yapıp kağıt kalitesini düşürmüşler. Kabalcı yayınlarından aldığım Dünya Sinema Tarihi ve Türk Sinema Tarihi kitaplarının  ambalajını açınca büyük hayal kırıklığı yaşadım,bildiğin en kalitesiz saman kağıda basmış uyanıklar....
Çocuk kitapları ve bebek kitapları açısından fuar çok zengindi, çocuk kitapları zebil gibiydi dersek yerinde olur ancak anneler çocuğunuz okuyorsa lütfen hikaye kitaplarını önce siz okuyun sonra çocuğunuza okutun, o fuarda gördüm ki farklı ideolojik görüşü destekleyen yayınevleri 1 tl'ye hikaye kitapları satıyorlar, içinde dini içerikler olan bir ilkokul 1 hikaye kitabını  bizzat gördüm.

Kitap fuarı demek sevdiğiniz yazarla kucaklaşmak demek biraz da , kitap imzalayan yazarlar için ayrılan alanda Yılmaz Özdil kalabalığının maşallahı vardı. Beni en çok duygulandıran Mustafa Balbay için düzenlenen imza alanı idi. Mustafa Balbay'ın kitaplarını özgür yazar arkadaşları imzalıyordu ki kalabalık bu alanda oldukça fazlaydı...En anlam veremediğim ise Canan Tan imza köşesi idi.Bu kadını kadınlardan çok 13-14-15 yaş grubu okuyormuş vah ki vah....

Gelelim başlık sorumuza; BEBEKLE KİTAP FUARINA GİDİLİR Mİ?
Evet bebekle  kitap fuarına gidilir;
1- Bebeğimle eve kapanacak halimiz yok,biz nereye o oraya...
2- Oradaki renkler, kitaplar, insanlar, ışıklar, hepsi bebeğimin  algısını açacak, bilinçaltına yer edecek  buna inanıyorum,o nedenle kitap fuarı, sergi müze neresi olursa  götürürüm bebeğimi.
3-Bebek de bir birey, onun şekillenmesi bu yaşlarda oluyor, bu nedenle gönlüm rahat iyiki gittik....
4-Zaten annesini  hafta içi çok sınırlı görüyor lakin  annesinin  de sevdiği şeyleri yaparak kendini beslemesi lazım...Biraz Aksel biraz anne yuvarlana yuvalarana büyüyecek Aksel....

Hayır bebekle kitap fuarına gitmek akıllı bir iş değilmiş

1- Çocuk ne anlar kitaptan, o kalabalıkta bebeğin  ne işi var. Gideceksek bebeğin keyif alacağı bir yere gitseydik, parka mesela...
2- Aşılı aşılı olacak iş miydi,nereden çıkarttım ki ?
3- Trafik desen felaketti,bereket Aksel ağlamadı ama arabanın içine tıkıldı...
4-Annesi kendini D&R'dan beslesin, internetten istediği kitaba ulaşsın,onca sene gitmemiş,Aksel büyüyene kadar yine gitmesin, o kabalıkta kültür sanat mı olur...

Malesef cevaplarım bunlar, tam ortadayım.İyi bişey mi gereksiz birşey miydi bilmiyorum.Karar sizin !
Özge

PRATİK BALIK ÖNERİLERİ

Bebeklere  5 yaşına kadar haftada 3 öğün balık yedirmek fikri çok güzel ancak bunu gerçekleştirmek anneler için hiç  kolay değil. Git balıkçıdan taze balık al,ayıkla, pişir, yerken  kılçıklarını ayır,balık zaten evi kokutur sonrasında evi temizle, fırını temizle...Kısaca uzun iş.

Bir önceki 'bebeklerimize balık yedirelim' yazımda Aksel'e haftada 3 öğün balık yedirdiğimi yazmıştım. Bunu nasıl mı yaptım:
Öncelikle balık sezonu değilse balıkçıdan taze balık almayı hiç teşebbüs etmedim.Onun yerine vitamin değerinin hiç değişmediğini öğrendiğim IGLO'nun dondurulmuş balık ürünlerine yöneldim. IGLO dondurulmuş ürünlerde dünyanın en iyi firmalarından biri. Bu nedenle İGLO ürünlerini Aksel'e yedirirken hiç tereddüt etmedim.

Her market alışverişine çıktığımızda dondurulmuş ürünler reyonundan bir paket Alaska Mezgit ve bir paket Akdeniz Levreği satın alıp buzluğa attım. Akdeniz Levreği özel bir poşetin içinde satılıyor  ve özel sosu, zencefil yaprağı ile gerçekten inanılmaz lezzetli.Temizlenmiş paketlendiğinden  kılcığını ayıklamanıza gerek yok. İster poşetin içerisinde tarife uygun yapın, ister poşetten çıkartıp  pişirin, sonuçta bembeyaz balık eti size sunulan.
Gelelim Alaska mezgite, alaska mezgit kare kare 5 küçük balık parçalarından oluşmuş. Balık çorbası yapmaya birebir. Hem fiyat olarak daha ucuz hem de öğünlük hazırlanan çorbanıza bir iki küp koymanız yeterli. Ben Aksel'in balık çorbasını bu şekilde hazırlayarak haftada iki gün çok pratik olarak balık çorbası hazırlayabildim. Alaska mezgitin ucuz olması ve parça parça olması sebebiyle oldukça ekonomik. Bakmak isterseniz,  İglo ürünleri için; http://www.igloturk.com/deniz_urunleri.asp

Gelelim balık sezonuna;
Balık sezonunda balığın ucuz olması ve taze taze bulunması sebebiyle zaman zaman kendim balıkçıdan alarak palamutları,hamsileri  fırında yaptım ama çoğunluk mahalle balıkçımızdan pişirilmiş istettim. Taze taze pişmiş balık inanın hayat kurtarıcı bu nedenle pazar geceleri balık gecemiz oldu. Balığı biraz fazla söyleyip kalan balığı ayıklayıp ertesi günki  öğlen için balık çorbamıza katıyoruz.

Bir diğer alternatif de pahalı olmayan balıkçılar. Balık yemek için illaki  boğaz kıyısındaki pahalı balıkçılara gitmeye gerek yok.İstanbul'da ucuz ama taze balık yapan mütevazi balıkçılar da  var. Bizim balıkçımızın balık çorbası da dere otlu falan bir harika. Evde yemek olmadığı bir kaç kere ufak tenceremi kaptığım gibi balıkçıdan taze balık çorbası almışlığım da oldu.
 Zaman zaman değişiklik olsun diye Aksel'i bu balıkçıya da götürdük. Hatta yaşadığım sitedeki bir komşumla çoluk çocuk balıkçıya gitmişliğimiz, yine 3 anne 5 çocuk bende toplaşıp çocuklara balık   ardından puding partisi verdiğimiz de oldu. Maksat balık yemeyi eğlenceli hale getirerek çocuklara hem balık yedirmek hem de onları sosyalleştirmek.

Gördüğünüz gibi balıkla maceram gayet iyi gidiyor,geçen sene bal kabağına takmıştım bu sene balığa...İyi hatırladım yarın bal kabağı yapalım....)


Özge

21 Kasım 2012 Çarşamba

GÖKKUŞAĞI


Bu sabah işe giderken sabah saat 6.30'da gökkuşağı gördüm, uğuruna çok inanırım,güzel şeylerin habercisidir ve bu sabah O'nun için çıktı İstanbul'da....

Çocukken elimde büyümüştü ama yıllardır görmediğim, çocukluğumun en güzel karelerinde hep var olan o güzel oğlan şimdi 25 yaşında ve bugün Cerrahpaşa'da beyin ameliyatı geçirdi. Dile kolay tam 17 senedir görmemişim,bıraktığımda 7 yaşındaydı..Gittiğimde halen ameliyattaydı, 17 senedir görmediğim annesiyle annanesiyle uzun uzun sarıldık,sanki ne kadar sıkı sarılırsak  o kocaman enerjimizi O'na gönderecektik, zaman zaman ağlaştık ve 17 senenin açığını  o kısa sürede oracıkta  kapattık...


Bugün anne olduktan sonra ilk defa  bir anne bir baba için dua etmekten ve doktorlara güvenmekten başka hiçbirşeyin elden gelmeyeceği çaresiz anlardan bir tanesine şahit oldum. Doğumdan sonra duygularını kontrol etmeyi henüz öğrenememiş bir anne olarak bolca yaş geldi gözümden.

Şükür ki  O şimdi çok iyi, çok başarılı geçmiş ameliyatı...Biraz daha iyileşsin gidip yanına 'hey ben geldim, hatırlamasan da   az bakmadım sana, az gezdirmedim seni yazlıkta diyeceğim.'Hatırımda kalan yaramazlıklarını bir de benden dinlesin bakalım....


Özge'nin Notu : Hayatın sınavları bunlar ve aslında üzerine beylik laflar etmeye gerek de yok. Yatmadan önce üzerine biraz düşünelim bir de dualarımıza O'nu ekleyelim lütfen....

BEBEKLERİMİZE BALIK YEDİRELİM

Balığın her yaştan insana faydalı olduğunu bildiğim için  katı gıdalara geçtiğimiz günden beri Aksel'e düzenli balık ya da balık çorbası yediriyorum. Ivır zıvır pek çok şeyi atlamış  olabilirim ama balık konusundaki  net tavrım hiç değişmediği gibi balığın bol olduğu şu günlerde işi iyice abartarak tam da doktorların tavsiye ettiği gibi haftada üç -dört öğün balık yediriyorum Aksel'e...

Balık almak pişirmek çok zahmetli bunu da biliyorum ancak bir sonraki yazımda bunun kolayını nasıl buldum sizlerle onu paylaşacağım. Gelelim balığın faydalarına, açıkcası bloğa yazmak için az önce google'dan (yasaşın google) araştırdım yoksa ben de ezbere bilmiyordum balığın faydalarını,buyrun bakalım neymiş faydaları:

A ve D vitamini yönünden çok zengin olan balık bebeklerin kemik gelişimleri açısından çok önemlidir, bu gelişim bebeğinizin yetişkin olduğundaki kemik kırılmalarını engeller.

Minarellerden fosfor,çinko,iyot içerdiğinden kemik gelişimi,saç sağlığı açısından büyük önem taşır.

Beyin gelişimi çocuklarda 5 yaşına kadar sürdüğü için bebeklerin beyin gelişimi için düzenli balık yedirmek çok önemlidir.

Balık doğal aspirindir zira içinde barındırdığı OMEGA 3 kanın akışkanlığını sağlar.

NOT :Çok faydalı olan balık çok zor çabuk bozulabilir ve besin zehirlenmeleri oluşabilir bu nedenle balığı taze tüketmek çok çok önemlidir.

Hadi bakalım yarın herkes balık pişirsin ya da sipariş etsin....

19 Kasım 2012 Pazartesi

YENİDEN MERHABA



Çok uzun zamandan beri bloguma yazmadım....Sanırım bu da bir süreçti ve öyle olması gerekti.Bu süreçte elimden geldiğince oğlumla vakit geçirdim, fazla kilolarımı verdim, iş değiştirdim, Akselli ve Akselsiz seyahatler ettim, bol bol kitap okudum, eski birkaç dostla uzun sohbetler ettim, bol bol düşündüm  ve 35 yaşına gelmeden beynimdeki  tüm bildiğim doğruları tek tek havalandırdım....

Şimdi uzun uzadıya neleri düşündüğümü tabiki burada  dile getirmeyeceğim ancak bebeklerimizle ilgili söylemek istediğim tek birşey varki o da  onlar bu  kadar hızlı büyürken,anne babalar olarak onlara en iyisini sağlama telaşı içinde bazen kaybolup gidiyoruz, kabul ediyorum ki ben de yaptım bunu, belki hala da yapıyorum oysaki bebeğiniz onu giymiş, onu kullanmış emin olun  bunlar hep ikincil şeyler ve bebeğinizin umrunda bile değil, bebeğinizle verimli vakit geçiriyor musunuz, siz onun yanında olmadığınız zamanlar bebeğinizle ilgilenenler bebeğinize candan sevgi veriyorlar mı, bebeğiniz mutlu mu,onu bu dünyada mutlu bir birey olmasını sağlıyor musunuz önemli olan bu  ?

Tabi ki onlar biraz daha büyüdüğünde nelerden mutlu oluyorlar bunu da sorgulamamız lazım....Topraktan, sudan, arkadaşlarından mı mutlu oluyorlar yoksa her gün yeni bir oyuncaktan, yeni yetmez X marka yeni bir giysiden mi?

Bebeğimle agucu mugucu dönemlerim bitti, iyi ve sade bir birey olarak yetişmesi için bundan sonraki enerjim....

Hadi bana kolay gelsin :))


29 Mart 2012 Perşembe

ZAMAN TÜNELİ

Doğumdan bir gece önce:

Ellerimi havaya  kaldırdım ve Yaradan'a sığındım...Bir bilinmezliği içimde taşıyordum. Canımdan can kanımdan kan verdim O'na her gün azar azar...Gün be gün büyüdü içimde, doğumdan bir gece önce hayatımda son kez TEK olarak Yaradan'a bana güç vermesi, herşeyin iyi gitmesi için dua ettim.Doğuma girerken kendimi kurbanlık koyun gibi hissettim, hayatında dikiş atılmamış biri olarak doğuma girmek, birazdan o doğumhaneden bir bebekle çıkacak olmak puslu bir tüneldi benim için...

Doğumdan hemen sonra:
Nihayet tünelin sonunda aydınlığı gördüm, nedense O'nu  tutana kadar hiç inanamamıştım anne olacağıma. Anne olmak!Bu iki kelime anne olmayan biri için ne kadar sıradan geliyor değil mi kulağa! Bir de anne olanlara sorsak anne olmak size neyi ifade ediyor diye? Anne olmak bazen  Allahın bahşettiği koca duygunun içinde ezilmek, kimi zaman sevinç patlamaları yaşamak, kimi zaman ağlama krizleri geçirmek ... Hayatta artık hiçbirşeye bir başına sevinemeyeceğin gibi, içinde O'nun olmadığı herşeyin biraz eksik olması ...

Ya şimdi:
Sağlıkla alınan her nefes için şükretmeyi bilmek, isyankar olmamak.... Daha fazlasını istediğinde O'na bakıp çok şükür,yiyeceğimiz bir lokma ekmek, onu da afiyetle sağlıkla yiyelim demek. Tüm ezberlerin bozulması, bozulan bu ezberlere alışmanın zaman alması demek ...Allah'a her yakarışında kendinden çok O'nun için dua etmek...Onu çok ama çok özlemek, anları kaçırdığından bu kadar çabuk büyümesine  tatlı tatlı içerlemek....

Yarın :
Ne olursa olsun O sağlıklı olsun, Allahım ömrüm onu korumaya yetsin demek...İyilikler, güzellikler olsun, belki de O'nun yanında bir de kardeşi olsun hayatta yanlız kalmasın, düştüğünde elinden tutsun demek...

Sonsuzluk :
Sonsuzluk içinde bir kum tanesi bile olsak, ben bir kum tanesiyim ve benim sonsuzluğa armağanım O'dur demek.... Dünya alem dönse ben O'nun annesiyim bu dünyada da ahirette de demek...

Yani; Allah'ım hiçbir anneyi çocuğundan zamansız ayırmasın demek....


Özge

11 Mart 2012 Pazar

GÜLEN ANNE AĞLAYAN KALP


Anne olunca gün ne kadar berbat geçerse geçsin o kapıdan eve gülümseyerek girmeyi prensip edindim ya da edinmeye çalışıyorum. Henüz anne kuzusuyken memeden kopardığım  oğlumdan bunu çok görmemeliyim. Aşkımmmm ben geldim diye bağırarak eve girdiğimde oğlumda aynı anda bana atılıyor ve kucaklaşıyoruz kapıda...

 Ama işte, hayat her günü aynı sunmuyor ki hiçbirimize... Bazı haftalar olağan geçerken bazen kötü şeyler birbirini kovalıyor, bazen hüzün ağır basıyor, ağlamak lazım geliyor, eve gidip sıcak duş alıp yorganın altına girmek belki. Ama işte anneyseniz siz de, o kapının dışında hüznünüzü bırakıp mutluluk makyajınızı yapmalı ve bebeğinize sımsıkı sarılarak teselli bulmalı gözyaşlarınızı içinize akıtmalısınız ta ki o uyuyana kadar...Ta ki onunla sohbet edebilecek kıvama gelene kadar, ta ki o da duyguları öğrenene kadar, hastalık, ölüm, hüzün gibi kavramları algılayıp üzülme anneciğim diyene kadar...

İşte bu yüzden annelik bazen tiyatro sahnesine çıkıp rolünü oynamaya benziyor, herşeye rağmen perde açılmak zorunda...

CAM BARDAKLA SU İÇİRMEYE SON


Kanımca annelik tecrübeyle gelişen bir vazifeler bütünü. Ancak okumak, araştırmak, deneyimli annelerle bol bol sohbet etmek onlara sormak biz acemi annelerin pek çok konuda acı tecrübelerle karşılaşmadan bebeğimizi büyütmemizi sağlayabilir.

Geçenlerde bir annenin başına gelen bir acı tecrübeyi sizlerle paylaşmak istiyorum sevgili anneler. Bebekler 6 ayı geçtikten sonra bardakla içme yeteneği gelişsin diye yavaş yavaş bardakla su,meyve suları vermeye başlıyoruz.  Bu anne de bebeğine çay bardağıyla su içirirken, bebeklerin damakları emmekten çok güçlü hale geldiği  bir de bir iki dişleri çıktığı için, bardak bir anda kırılmış ve bebeğin dili kesilmiş.Kanamayı durdurmak için önce diline tampon koyup ardından doğru hastaneye yetişmişler.

Hepimiz bebeklerimizin damaklarının çok güçlü olduğunun farkındayız ama bir anlık dalgınlıkla aynı hatayı bizde yapabiliriz. Lütfen bebekle ilgilenen bakıcı, baba,annane,teyze,babanne kim varsa uyaralım, porselen fincan ya da  bebeğin kendi bardağıyla içirelim.

8 Mart 2012 Perşembe

EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN

Bize eşitsizliği, dayağı, itilip kakılmayı layık gören erkekleri de biz dünyaya getirdik. Sokak ortasında karısını öldüren erkek de bir annenin evladıydı. Biz annelerin ilk görevi yetiştirdiğimiz erkek çocuklarını kadına saygılı, kadının toplumdaki yerini bilecek bilinçle yetiştirmektir.

EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN SEVGİLİ ANNELER..

1 Mart 2012 Perşembe

BEBEKLE SEYAHAT


Eskiden bebek doğar anne baba eve kapanırdı. Hatırlarım bebekli aile gezmeye gittiği zaman 2 çocukla ne işleri var diye ayıplanırdı,hele çocuklar yaramazsa kimse evine davet etmek istemezdi. Neyseki artık çocuklu aileler hayatın her alanında var olma mücadesi veriyorlar. Biz  Aksel doğduğu andan itibaren gezme konusunda hiç eksik kalmadık. Aksel'in doğumu yaza geldiğinden koca yaz yurtdışı yurtiçi gezilerimize devam ettik.

İlk 6 ay bebekle seyahat etmek çok kolay,bebek ne olduğunu anlamadığından ve sürekli uyuduğundan gönül rahatlığı ile seyahat edebilirsiniz,hele de emziriyorsanız gıdası da yanınızda olduğundan endişe etmeye  çok gerek yok....6 aydan itibaren bebeklerin algısı açılıp, emekleme dönemi başladığından kıpır kıpır bir saniye yerlerinde durmadıklarından sanırım seyahat çok daha zorlu bir hale geliyor. Şimdi sizlere seyahat çantanızda olması gerekenlerin listesini vereceğim. Seyahata giderken annelerin beyinleri allak bullak olduğundan  her detayla ilgilenmekten, birşeyler mutlaka unutuluyor. Bu listeden kontrollerinizi yapın sevgili anneler, eksik kalan bir ihtiyaç varsa değerli yorumlarınızı bekliyorum.



UÇAK -OTOBUS YADA ARABADA YANINIZDA OLMASI GEREKENLER
1- İlaçlar ( Seyahate gitmeden önce ihtiyacınız olmasa bile yanınıza mutlaka ateş düşürücü-soğuk algınlığı şurubu-fitil- gaz ilacı burun için serum fizyolojik alın yanınıza) Biz mutlaka Calpol,peditus,gaz ilacımız,fitil, serum fizyolojik ve burun pompasını yanımızda taşıyoruz. Minik bir portföy içinde uçakta dahi yanımızda taşıdık ilaçlarımızı)

2- Uyku oyuncağı (Yatağı değişeceğinden yerini yadırgamaması için uyku oyuncağını mutlaka alın
3- En sevdiği oyuncaklardan bir kaç tane
4- Bol miktarda bebek bezi (uzun seyahatlerde  yanınıza ikiden  fazla bebek bezi alın,bebekler seyahatte bol bol altlarını pisletiyorlar)
5-Islak mendil  Sağı solu heryeri sileceğinizden bol bol lazım.Hiç açılmamış bir paket alın yanınıza.
6-Yedekli emzik Bebeğiniz emzik alıyorsa,emzik bir çok kere yere düşeceğinden yedekli alın yanınıza
7- Yastık  Uçak içinde hele THY dışında charter uçaklarla seyahat ediyorsanız ufak yastığınızı mutlaka yanınıza alınız.
8-  Biberon içinde su
9-  Mama
10- Meyve puresi-mama-yedek kaşık
11- Dışarısı çok sıcak olsa da aracın içerisi soğuk olabilir ya da tam tersi bu nedenle yedekli kıyafetlerinizi alın bebeğinizin.
12- Battaniye
13-Diş Kaşıyıcısı ve diş kremi
14- Oyalanması için  soyulmuş havuç,pırasa, salatalık vs.
15- Yedek çorap
16- Varsa çizgi film seyredebileceği bilgisayar-ıpad vs.
17-Alt değiştirme bezi
18- Nufus kağıdı
19- Anne için emzirme önlüğü

YUKARDAKİLERİN YANINDA VALİZDE OLMASI GEREKENLER

1- Ateş ölçer
2- Baby phone
3- Yetecek kadar kıyafet (uzun kollu-kısa kollu-body vs.)
4- Güneş kremi
5- Tırnak makası
6- Aşı kartı
7-Bebe yağı
8-Şampuan
9- Süt pompası ve steril poşetler (adaptörünü unutmayın)



28 Şubat 2012 Salı

PLAZALARA SÜT SAĞMA ODALARI İSTİYORUZ



Bu ülkede herkesin her konuda bir fikri var madem bu da benim fikrim, benim talebim...Devlet ilk 6 ay anne sütü diye her yerde yayınlar yapıyor, anneler anne sütüne teşvik ediliyor, bu annelerden bir kısmı mecburen 3-4 ay sonra işe başlamak durumunda kalıyor.
Yasalar anneye 8 hafta izin hakkı verdiğinden ilk 6 ay anne sütü vermek için  anneler süt sağmak durumunda kalıyorlar. İş yerinde hijenik olmayan ortamlarda, tuvalet köşelerinde, boş toplantı odalarında  süt sağmaya maruz bırakılıyorlar. Anneler, süt sağmaya çalışırken içerinin boş olduğunu düşünen bir sürü kişi kapıyı zorluyor, tuvalette süt sağan anneler girene çıkana laf anlatmak durumunda kalıyor...

Bunu okuyan anne olmayan bayanlar ya da erkekler ne var bunda sağsın işte  diyebilirsiniz,ancak süt sağmak öncelikle mahrem bir olay.Ayrıca anneyi geren, sağarken de son derece sıkıcı bir iş.Üstüne üstlük olur olmaz  yerde süt sağmak zorunda bırakılmak  bir süre sonra anneyi işyerinde süt sağmaktan soğutuyor ve sağılmayan süt de bir süre sonra azalıyor ve en sonunda da bitiyor.Bebekte en ihtiyacı olan dönemde anne sütünden mahrum kalıyor.

Halbuki içerisinde helikopter pistinden, starbucksa, kuaforden restauranta kadar herseyin bulunduğu plazalarda süt sağma odaları yapsalar; söyle temiz, ferah, herkesin dandun içeri giremeyeceği,klasik müzik çalan,süt sağarken dergi karıştırabileceğiniz, içerisinde sütünüzü çıkarken alabilmeniz için bir de buzdolabı olsa güzel olmaz mı? Hatta hayal bu ya içinde süt sağma makinesi  de olsa hastane modeli,  anne sadece  hortum ve pompayı taşısa..Anne öğle tatilinde sandviciyle gitse bir yandan süt sağsa bir yandan öğle öğününü yese, NASIL OLUR???
Bence harika olur, hatta fabrikalarda da olsa böyle odalar,üniversitelerde, devlet dairelerinde,kısaca  annelerin ihtiyacı olan her yerde olsa...Anneler işte böyle teşvik edilse anne sütü vermeye...Bakın o zaman ne kadar mutlu mesut süt sağıyor anneler, bebekler besleniyor...

GÖZ ENFEKSİYONU İLE DE TANIŞTIK


Bugün oğlumun bakıcısı telefonda Aksel'in gözünün kızardığını ve çapaklandığını söyledi. Acemi anne olunca onu da panik yapmamak için tamam sen Aksel'in ellerini temiz tut, kendi ellerini de ben sana döneceğim diyerek hemen güzel komşularımdan İpek'i aradım. Bu yazı vesilesiyle  acemi annelere ve ilk çocukla ikinci çocuk arasında ara veren annelere de tavsiyem sizden 1-2 yıl kadar önce doğum yapmış komşularınız, arkadaşlarınız olsun. İnanın hayatınızı çok kolaylaştırıyorlar. En azından en panik anınızda sizi rahatlatıyorlar.Hatta benim komşularım ilacını bile neredeyse reçeteye yazacaklar ))))) İpek bunun çok normal olduğunu,kendi çocuklarının da çeşitli kereler bu enfeksiyonu kaptığını, özellikle nezleden sonra görüldüğünü, sebebinin ise sümüklü ellerini gözlerine sürmesi  olduğunu söyledi.

Bir süre sonra  Aksel'i doktora götürmek için gittiğimde karşılaştığım manzara beklediğimden daha kötüydü. Oğlumun tek gözü kapanmış ve  şişmişti. Üstelik gözünün etrafı da sanki yumruk yemiş gibi kızarıktı. Onu o halde görünce içim parçalandı, neyseki oğlumun umrunda değil etrafla ilgilenmeye ablasıyla oynamaya devam ediyordu.

Doktor 4 saatte bir damlatılacak bir damla ve gece yatmadan önce sürülecek bir krem verdi. Bu mikrobun çok bulaşıcı olduğunu bizim de kapma riskimiz olduğunu söyledi ve olursa diye bize de bir reçete yazdı...


Böylece nezle gripten sonra ikinci hastalığımızı da karşılamış olduk. Aynen dedikleri gibi anne sütü kesildikten sonra hastalıklarla başetmeyi öğrenmelisiniz uyarıları da doğru çıktı...Ne diyeyim Allah beterinden saklasın,Allah dermansız dert vermesin hiçbirimize...

27 Şubat 2012 Pazartesi

ANNE SÜTÜ BANKASI KURULUYOR

Bakınız ülkemizde güzel şeylerde oluyor.

ANNE SÜTÜ BANKASI KURULUYOR
ANNE SÜTÜ BANKASI KURULUYORİzmir'de çocuklar için bir ilke imza atılıyor. Türkiye'de ilk defa İzmir'deki Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kurulacak Anne Sütü Bankası sayesinde prematüre ve yenidoğan bebekler artık mama yerine annelerinin veya gönüllü süt annelerinin vereceği süt ile beslenecek. Bankanın bir çok işlevi olacak. Prematüre ve Yenidoğan Yoğun Bakım Servisi'nde yatan ancak anne sütü olmayan veya yetersiz kalan bebekler de bankadan alınacak sütle beslenecekler.
Gönüllü süt anneler ise hastaneye gelip anne sütü bulunmayan minik yavrular için sütünü bağışlayabilecek. Bankada pastörize edilecek bu süt, mama ile beslenen bebeklere şifa kaynağı olacak. Çocuk Hastanesi'nde tedavi gören annesi olmayan bebekler de gönüllü annelerin verdiği sütlerle sağlığına kavuşacaklar. Eğer, İzmir'de anneler uygulamaya yoğun ilgi gösterirse, eldeki fazla sütler diğer kamu hastanelerde aynı durumda olan bebekler için de kullanılacak.

ÖLÜM AZALACAK

Çocuk Hastanesi bünyesinde bankanın hastane karşısındaki poliklinik binasının en üst katına kuracaklarını belirten İzmir İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Mehmet Özkan, "Projeye çok kısa zamanda hayata geçireceğiz. Türkiye'nin ilk Anne Sütü Bankası'nı İzmir'de kuracağız" dedi.
Avrupa'da bir çok ülkede birden fazla bulunan Anne sütü bankacılığı sistemini Türkiye'de kurmak amacıyla İtalya'dan İzmir'e gelen Çocuk Hastanesi Yenidoğan Klinik Şefi Doç. Dr. Sertaç Arslanoğlu ise, "Anne sütü bu bebeklerimiz için yaşamsal önem taşıyor. Anne sütü enfeksiyon oranlarını ve buna bağlı olarak da bebek ölüm oranlarını azaltıyor" dedi.

İTALYAN SİSTEMİ

Avrupa'daki bir çok ülkede yıllardır var olan Anne Sütü Bankacılığı uygulaması Türkiye'de ilk defa İzmir'den başlatılacak. Avrupa Anne Sütü Bankaları Derneği Başkan Yardımcısı ve İtalyan Anne Sütü Bankaları Derneği Bilimsel Koordinatörlüğü görevlerini yürüten Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslanoğlu, yaklaşık bir ay önce Sağlık Bakanlığı tarafından Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pramatüre ve Yenidoğan Yoğun Bakım Servisi Klinik Şefliği'ne atandı. Çocuk Hastanesi'nde asistanlık görevini tamamlandıktan sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yenidoğan uzmanlığını alan Arslanoğlu, 2002 yılında yenidoğan ve yenidoğan beslenmesi konularında çalışmaları yapmak üzere İtalya'ya gitmişti. Avrupa'da bir çok ülkede Anne Sütü Bankacılığı konusunda da çalışmalar yapan Arslanoğlu, aynı sistemi şimdi yenidoğan öğretim üyeleri ile birlikte İzmir ve Ankara'da kurmayı planlıyor.

TAKLİT EDİLEMEZ

Anne sütünün benzersiz besinsel kompozisyonu, içerdiği hormonlar, enzimler, enfeksiyona karşı koruyucu maddeler, büyüme faktörleri ile yeni doğan bir bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişimi için eşi olmayan ve taklit edilemeyecek bir besin maddesi olduğunu belirten Doç. Dr. Sertaç Arslanoğlu ise, "Anne sütü ile beslenme, günümüzde, yeni doğan ve süt çocukluğu döneminde enfeksiyon ve enfeksiyona bağlı hastalık ve ölümleri azaltan en etkin yöntemdir. Özel besin ve destek gereksinimi olan prematüre bebekler için gönüllü anne sütü kullanımı yaşamsal bir öneme sahiptir. Anne sütü ile beslenme, prematüre bebekleri enfeksiyonlardan korumakla kalmayıp, uzun-donem zihinsel gelişimi iyileştirmekte ve kalp-damar sağlıklarını da olumlu etkilemektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı, uluslararası otoriteler tüm yeni doğan bebekler için olduğu gibi, prematüre bebekler için de ilk seçilecek besin maddesi olarak anne sütünü, anne sütünün olmadığı ya da yetmediği durumlarda ise gönüllü süt annelerinin sütünü önermektedirler" dedi.

"En yakın zamanda bankayı kuracağız"

Türkiye'de ilk defa Anne Sütü Bankası'nın İzmir'de kuracaklarını belirten İzmir İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Mehmet Özkan, bankayı en kısa zamanda Çocuk Hastanesi'ne bağlı poliklinik binasının en üst katında oluşturacaklarını açıkladı. Müjdeli haber hakkında Yeni Asır'a açıklamada bulunan Dr. Özkan, "Örneğin anne doğum yapıyor. Bebek ile anne kilometrelerce uzaklıktaki iki hastanede yatıyor. Böyle bir durumda anneden alınacak süt, pastörize edilip, bankada saklanacak. Süt gerektiğinde tedavi gören bebeğe verilecek" dedi.
Çocuk Hastanesi'nde şu an pramatüre bebeklerin hazır mamayla beslendiğini vurgulayan Dr. Özkan, şunları söyledi:
"Şimdi pramatüre bebeklerimiz, annelerinin veya gönülü süt annelerin sütleri ile beslenecek. Annesi olmayan bebeklerin sütlerini gönüllü süt anneler tarafından karşılanmasını planlıyoruz. Gönülü süt anneler, fazla sütlerini banka için verecekler. Sütler kuracağımız bankadaki cihazlar tarafından pastorize edilecek. Ve uygun koşullarda saklanacak. Annesi olmayan bebeklerin süt ihtiyacı da bankamızdan karşılanacak."

"Avrupa ülkelerinde yaygın bir uygulama"

Pramatüre beslenmesinde ana menünün anne sütü olduğunu vurgulayan Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Prof. Dr. Nurettin Ünal, "Prematüre bebeklerimizi ağızdan biberonla özel mamalarla besliyoruz. Aslında ideali anne sütü ile beslenmesidir. Anne Sütü Bankacılığı Avrupa ülkelerinde çok yaygın. Şimdiye kadar bu durumdaki bebeklerimize ağızdan besleneceği zaman mama veriyorduk. Şimdi o bebekler annelerinin veya gönüllü süt annelerinin sütleriyle beslenecekler. Bu proje pramatüre ve yenidoğan bebekleri için planlanıyor. Anne sütü bebeklerin bağışıklık sistemlerini kuvvetlendiriyor. Sertaç Arslanoğlu'nun hastanemize gelmesi büyük bir kazanç" diye konuştu.

TÜM DÜZENİMİZ BOZULDU


Bebekler rutini sever başlıklı yazımda bahsetmiştim bebekler aynı saatlerde aynı şeylerin yapılmasından güven duyarlar. Biz de bu bilinçle 8,5 aya kadar rutinlerimizi üç aşağı beş yukarı uygulamayı başarabilmiştik. Ta ki Aksel grip olana kadar... Burun akıntısı, öksürük, burun tıkanıklığı,üzerine de diş sıkıntısı derken geceleri düz yerde yatmak istemediğinden bebek arabasında uyuttuk, kucağımızda dolaştırdık, ağlamasın diye elimizden geleni yaptık. Yani tüm kurallarımızı, rutinlerimizi alt üst ettik bir hastalıkla..Neyseki oğlum çabuk atlattı hastalığı ancak bebek arabasında uyumayı, kucakta dolaştırılmayı, kucakta pışpışlanmayı öyle sevmiş ki bunlardan bir türlü kopamadı. Ben de yeni yeni iyileşiyor diye kucağımda uyuyana kadar dolaştırmakta bir sakınca görmedim,kıyamadım daha doğrusu ta ki dün babası uyutma gafletinde bulunana kadar Aksel'i...

Aman Tanrım! Babası yatağa bırakıyor Aksel ağlıyor, babasu tekrar kucakta biraz dolaştırıyor, yatağına bırakacak tam bir hamle yapıyor, Aksel kıyameti koparıyor...  Bana kalsa annelik güdüsü kucakta sakinleşene kadar dolaştırır Aksel'i, üstüne bebek arabasına koyup ileri geri sallayarak uyuturdum, maksat çocuğum yıpranmasın, hemen uyusun. Ancak  babası bu hastalık şımarıklığından bir an önce çıkmazsak bundan sonra gecelerimiz böyle geçecek diye beni de korkuttu. Akşam 2 saat ağladıktan sonra zar zor uyuttuk, ancak  geceyarısı 2'de uyandı ki sabah 6'ya kadar. Sanki akşam beni oyuna getirip uyuttunuz, şimdi kalkın rövanşımız var der gibi sabahı sabah ettik...

Normalde sabahları 7'de bizi uyandıran Aksel Bey bu sabah 8.30'da ablası tarafından uykusu düzeni iyice bozulmasın diye güç bela uyandırıldı.Tabi öğlen uykusu ara uyku derken oğlum uykusunu aldı fazlasıyla,biz ise haftanın ilk günü zombi gibi işe gitmek durumunda kaldık.
O kadar uğraşıyoruz bebeklerimiz bir düzene girsin diye, hastalıkla tüm düzenin kuralın uçup gitmesi, herşeye yeniden başlamak çok fena değil mi? Varsa bir bilen bunun çaresini bizi de aydınlatın sevgili anneler babalar....

UYKU OYUNCAĞI


Henüz hamileyken eşimin annesi elime bir peluş kuzu tutuşturdu;bu dedi doğacak bebeğinin ilk oyuncağı olacak.  Aksel doğduktan sonra peluş kuzuyu hep yanına koyduk, üzerine Aksel'in kendi kokusu sinsin diye. Aksel 3 aylık olduğunda artık kuzusuna sarılıp yatan, onu ağzına alan, onunla oynayan, onunla iletişim kuran  bir bebek oldu. Şimdilerde biz bir yere giderken unutulmaması gerekenler içinde en önemli materyalimiz. Bezini ,biberonunu unutsak  alırız yenisini ancak kuzumuzun yerine hiçbirşeyi koyamayız. Nereye gidersek gidelim huysuzlandığında,uykuya dalmakta zorluk çektiğinde, kuzusuna sarılmak oğlumu sakinleştiriyor.

Özge'nin Notu:Aradan 18 ay geçti, Aksel ilk günkü gibi uyku oyuncağına bağlı...Onsuz uyumaz,onu kimseyle paylaşmaz.Kuzusu onun ilk arkadaşı, sahiplik duygusunu taktığı ilk özeli....
Bebeklerin uyurken sabit bir oyuncağı olması ve ona sarılması uyurken ya da yeni bir yerde uykuya daldıklarında kendilerini güvende hissetmelerini sağlıyormuş. Bu nedenle bebeklere doğumdan itibaren sabit bir oyuncak vermek (teddy bear gibi) onların gelişimi açısından çok faydalıymış sevgili anneler.Bu nedenle eşimin ailesinin ailemize kattığı bu kuzudan dolayı kendisine müteşekkürüm...

23 Şubat 2012 Perşembe

BEN BUNLARLA BÜYÜDÜM

Çocuklarımızla yatıp çocuklarımızla kalkarken  biraz da kendi çocukluğumuza gidelim istedim





 Çocukluğumdan aklımda kalan tadıyla bır zamanların efsane sakızı




Gölgelerin gücü adına güç bende ARTIK!!!!!!!!!!!





 İlk okuma kitaplarımız Cin Ali serileri....Elinde olan varsa satın almaya hazırım....





Ne çok oynardık gazoz kapağı oyuçnunu...Bakkalların önünden gazoz kapağı toplardık




 Benim çocukluğum kiraz ağaçlarının tepesinde geçti.
Tenek teneke  kiraz toplayıp akşam bir tepsi kiraz  yerdik...



 
Bakkallarda kilo işi alınırdı. Paket yetmezdi ki  onca çocuğa...


Bu silginin o leziz kokusunu hatırlamayan var mı içinizde....


22 Şubat 2012 Çarşamba

SÖZÜN BİTTİĞİ BİR İLAN :(

Anneler bilir Nurturia adında bir anne-çocuk sitesi var. Çok kapsamlı bir site. A dan Z ye herşey var, ınternet kullanan tüm anneler de orada. Az önce şöyle bir ilan gördüm;
-----------------------------------------------------------------------------------------------------

150 poşet anne sütünü ihtiyac sahiplerine verilecektir

4 saat önce 
Bir yakınımızın 52 günlük bebegi vefat etti. Buzlumuz bulunan sütleri isteyen anneler bana ulaşsın lütfen. Sütler İstanbul Güngören semtinde.
------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bir süre ilana bakakaldım. Bebeğini kaybetmiş bir anne dolaptaki sütlerini ihtiyaç sahibi başka bir bebeğe vermek için çabalıyor. Başka bir bebeğe can olmak, kan olmak için...

Çok fazla üzerinde konuşmak istemiyorum,bu ilan beni fazlasıyla derinden etkiledi. Bu gece başka bir yazı yazmak gibi bir niyetim de yoktu ancak bu ilanı görünce paylaşmadan edemedim. Niyetim kimsenin gecesini mahvetmek değil sadece canından can gitmiş bir  annenin fedakarlığını gözler önüne sermek...

Başın sağolsun güzel anne....

BAKICIYI KISKANAN ANNELER


Henüz bebeğimiz emerken memeden kesip işe dönen biz anneler bebeklerimizi bakıcılara  teslim ediyoruz. Yatılı, gündüzlü hiç farketmez, bebeğimizin en güzel anlarına hep bakıcılar  tanık oluyor. Tüm gün beraber oyun oynuyorlar, birlikte yemek yiyip birlikte emekliyorlar. Biz anneler ise dört gözle mesai saatinin bitmesini bekliyor,koşa koşa eve gidip uyku saatine kadar olan vakte sığdırmaya çalışıyoruz herşeyi...

Geçenlerde bir arkadaşımın evdeki bakıcıyı bebeğinden kıskandığını ima etmesiyle bu konu üzerinde düşünmeye başladım. Ben de oğlumu 4 aylıkken bakıcısı Fatos ablasına  bırakıp işe başladım. Şanslıydım kı oğluma tüm sevgisini ve emeğini verebilen bir ablası var. Zaman geçtikçe de birbirlerine daha çok bağlanmaya başladılar ve muhteşem ikili oldular evin içinde. Sabah ablasının  odasına girmesiyle oğlumun mutluluk çığlıkları atması onun boynuna atılması görülmeye değer doğrusu...Nedendir bilmem oğlumun bakıcısını kıskanmak hiç aklımın ucundan geçmedi, benim kucağımdan ablasının kucağına atıldığı zamanlarda bile ne güzel, çok iyi anlaşıyorlar diye bundan mutluluk bile duydum. Bütün gününü beraber geçirdiği ablasına karşı mesafeli dursa, ağlasa sanırım bu durumdan şüphe duyardım, birbirlerini sevmediler mi,oğluma yeterince ilgi, sevgi göstermiyor mu diye?

Bir bebeğin karnının doyurulması, altının temizliği, gazının çıkartılmasından sonrakı en temel ihtiyacı sevgidir. Bir bireye bebekliğinden itibaren sevgi vermek,onu sevgiyle kucaklamak,bağrına basmak onun kendine ve dünyaya güvenmesini sağlar. Bu nedenle bakıcıyı kıskanıp eve kıskançlık tohumları atmak, bebeği gereksiz bir kapris yüzünden bu sevgiden mahrum etmek bir annenin bebeğine yapabileceği en büyük kötülüktür diye düşünüyorum. (Bu arada tabi ki kendini evdeki annenin yerine koymaya çalışan, psikopat bakıcılar bu yazının temasının dışında tutulmalıdır)  Hem ister bakıcı, ister komşu hatta baba her kim bebeğinizi çok sevsin,çok şımartsın durum hiç değişmez, siz annesinizdir,O her koşulda sizin kokunuzu tanır ve bir iki cilve ve nazdan sonra yine anneciğinin kollarına atar kendini.Hasta olduğunda anne diye ağlar, sizin eve gelme saatinizde farketmeden mızmızlanır...


O yüzden kıskançlığı bir tarafa bırakalım her kim ki bebeğimize sevgisini veriyor onu baş tacı yapalım sevgili anneler....

20 Şubat 2012 Pazartesi

NOSTALJİK MAMA SANDALYESİ



Ek gıdalara geçişimizle beraber mama sandalyesi  almak da farz oldu. Eşimin ailesinin evinde eşimden kalan ve 7 çocuk büyütmüş bir emektar mama sandalyesi vardı.Yemek yemenin dışında ters çevirdiğinizde sıra olan, icabında  çocuğun oturup resim yapabildiği,oyun oynayabildiği türden  nostaljik bir mama sandalyesi... Bu gidişimizde mama sandalyesine göz koydum, ancak 32 yıldır  evin demirbaşı olan bu mama sandalyesinin evin dışına çıkması sözkonusu olamayacağından konuyu kapattım. Ta ki aynısını ufak bir mağazada görene kadar. Sonuç tahmin ettiğiniz gibi o koca sandalyeyi ta Norveç'ten Türkiye'ye taşıdık. 3 ucak değiştirdik o mama sandalyesi ile...

Ve işte bizim mama sandalyemiz;


Gördüğünüz gibi yüksek olan mama sandalyesinin önünde herhangi bir tabla yok. Aslında genel eğilim çocuğun sofrada aile birlikte yeme  alışkanlığı kazandırmak olduğu için bu tip  önü tablasız mama sandalyeleri  iskandinavlarda  daha tercih ediliyor.Öyle ayarlamışlar ki yüksekliğini, sandalye standart bir masanın içine yerleşiyor  ve bebeğiniz masada sizinle yemek yiyor...

Önü tablasız mama sandalyelerinde en iyi modeli yaratan firma ise  STOKKE...Mama sandalyesinde bir numaralar...



Bu arada annemin evine de Aksel gittiğinde kullansın diye IKEA'nin mama sandalyesini aldık.
Gayet kullanışlı,önünde tablası da var. Ekmekleri ya da elmaları minik minik doğrayıp tablasına       koyuyorsunuz Aksel kendi kendine  yiyor, arabasını sürüyor,  PEPE izliyor...                                   

 Aslında önü tablalı mama sandalyeleri  çok rahat. Alırken şuna karar vermeniz gerekiyor, rahatlık mı prensip mi? Buna karar verdikten sonra gerisi kolay.Bütçenize göre bir model seçmek...